Sait Kuzu

Hırsızın Partisi Olmaz

Sait Kuzu

Bu memlekette artık insanın aklı almıyor.

Bir tarafta geçinemeyen milyonlar, diğer tarafta sonu gelmeyen yolsuzluk iddiaları, şaibeli işler, kayıp paralar, tartışmalı ihaleler, açıklanamayan servetler…

Vatandaş pazarda üç kuruşun hesabını yapıyor.

Birileri milyonların, milyarların hesabını bile vermiyor.

Sonra da hiçbir şey olmamış gibi hayat devam ediyor.

İşte asıl mesele burada başlıyor.

Hırsızın partisi olmaz.

Hırsız, hırsızdır.

Kamu malına el uzatanın yakasında hangi rozetin olduğu bizi ilgilendirmez.

İktidardaysa da hesabını versin.

Muhalefetteyse de hesabını versin.

Belediye başkanıysa da versin.

Milletvekiliyse de versin.

Bürokratsa da versin.

İş insanıysa da versin.

Kim milletin parasına el uzatmışsa, kim yetkisini kendi çıkarı için kullanmışsa, kim kamu kaynaklarını eşine, dostuna, yakınına peşkeş çekmişse karşılığını görmelidir.

Bu kadar basit.

Ama ne yazık ki memlekette işler böyle yürümüyor.

Çalan utanmıyor.

Çaldıran konuşmuyor.

Gören susuyor.

Bilen saklıyor.

Hesap sorması gerekenler üç maymunu oynuyor.

Sonra herkes çıkıp ahlak dersi veriyor.

Geçiniz.

Millet artık lafa değil, hesaba bakıyor.

Kim ne aldı?

Nereden aldı?

Nasıl aldı?

Kimin imzasıyla aldı?

Kim göz yumdu?

Kim korudu?

Kim dosyanın üstünü kapattı?

Bunların cevabı verilmeden hiçbir süslü açıklamanın kıymeti yoktur.

Milletin parası sahipsiz değildir.

Devletin kasası kimsenin aile şirketi değildir.

Kamu bütçesi de birilerinin gönlüne göre harcayacağı kişisel cüzdan hiç değildir.

Ama tabloya bakınca insan sormadan edemiyor:

Bu nasıl bir kaynak?

Yiyen bitiremiyor.

Soyan doymuyor.

Hortum kesilmiyor.

İsrafın sonu gelmiyor.

Sonra dönüp vatandaşa “sabredin” deniliyor.

Neye sabredecek bu millet?

Emekli pazarda meyve alamıyor.

Asgari ücretli kirayı yetiştiremiyor.

Çiftçi mazot hesabı yapıyor.

Esnaf elektrik faturasını düşünüyor.

Genç gelecek kuramıyor.

Ama birilerinin önünden milyonlar geçiyor, kimse çıkıp doğru düzgün hesap sormuyor.

İşte buna milletin vicdanı isyan eder.

Birileri hâlâ meseleyi parti meselesi sanıyor.

Değil.

Senin partinden biri çalınca susuyor, karşı partiden biri çalınca bağırıyorsan sen yolsuzluğa karşı değilsin.

Sen sadece rakibinin yolsuzluğuna karşısın.

Bu ülkenin en büyük hastalıklarından biri de budur.

“Hırsız ama bizden.”

“Yolsuz ama bizim mahalleden.”

“Usulsüzlük yaptı ama karşı tarafa kaptırmayalım.”

Bu anlayış devam ettikçe bu düzen değişmez.

Aksine daha da çürür.

Çünkü hırsızı cesaretlendiren yalnızca çalabilmesi değildir.

Yakalanmayacağını bilmesidir.

Hesap vermeyeceğini bilmesidir.

Birilerinin kendisini koruyacağını bilmesidir.

Asıl tehlike de budur.

Cezasızlık, yolsuzluğun gübresidir.

Denetimsizlik, arsızlığın kapısını açar.

Şeffaflık yoksa dedikodu büyür.

Hesap yoksa şüphe büyür.

Adalet yoksa öfke büyür.

Bu nedenle lafı eğip bükmeye gerek yok.

Kim kamu malına el uzatmışsa hesabını verecek.

Kim milletin parasını çarçur etmişse ortaya çıkarılacak.

Kim görevini kötüye kullanmışsa hukuk önünde karşılığını görecek.

Kim suçsuzsa o da belgesiyle aklanacak.

Adalet dediğin budur.

Seçerek uygulanmaz.

Partiye göre değişmez.

Kişiye göre eğilip bükülmez.

Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey budur:

Temiz siyaset.

Şeffaf yönetim.

Gerçek denetim.

Korkusuz savcılık.

Bağımsız yargı.

Ve millet adına hesap sorabilen bir kamu düzeni.

Yoksa bu “ye kürküm ye” düzeni daha çok can yakar.

Birileri yer.

Birileri seyreder.

Fatura yine vatandaşa çıkar.

O nedenle son söz nettir:

Hırsızın partisi olmaz.

Arsızın rozeti olmaz.

Milletin parasına el uzatan kim olursa olsun, hesabını vermelidir.

Gerisi bahanedir.

Yazarın Diğer Yazıları