Bizim buralarda güzel bir söz vardır:
“Kümesin anahtarı tilkiye verilmez.”
Ama nedense bazıları bu sözü duymamış gibi davranıyor.
Sonra işler karışıyor, düzen bozuluyor, insanlar mağdur oluyor, herkes birbirine dönüp “Bu nasıl oldu?” diye soruyor.
Nasıl olacak?
Kümesin anahtarını tilkiye verirseniz olacak olan budur.
Yanlış kişiye yetki verirseniz, yanlış kişiyi işin başına getirirseniz, emaneti taşıyamayacak insana sorumluluk yüklerseniz sonunda ortaya çıkan tabloya şaşırmayacaksınız.
Çünkü mesele yalnızca işi yapanın hatası değildir.
Asıl mesele, o işi ona teslim eden iradedir.
Bugün çevremize baktığımızda aynı hastalığı birçok yerde görüyoruz.
İşi bilen kenarda bekler.
Sessiz, düzgün, çalışkan insan görmezden gelinir.
Ama sesi çok çıkan, kapıları iyi aşındıran, birilerine yakın duran bir anda en önemli görevlerin başında beliriverir.
Sonra da adına “tercih” denir.
Kusura bakmayın.
Her tercih masum değildir.
Bazı tercihler vardır, daha yapıldığı gün sonucunu bağırarak söyler.
Adamın geçmişi ortadadır.
İşi nasıl yaptığı ortadadır.
Kimin yanında nasıl davrandığı ortadadır.
Ama bütün bunlar görülmezden gelinir.
Sonra işler sarpa sarınca herkes şaşkın.
Şaşıracak ne var?
Tilki kümese girmiş, siz hâlâ tavukları kimin yediğini araştırıyorsunuz.
Asıl komik olan da budur.
Biz genellikle sonucu konuşuyoruz.
Ama sebebi konuşmuyoruz.
Bir kurum zarar gördüğünde, bir iş aksadığında, vatandaş mağdur olduğunda hemen sorumlu arıyoruz.
Peki o kişiyi oraya kim getirdi?
Kim güvendi?
Kim yetki verdi?
Kim “Bu işi yapar” dedi?
Kim anahtarı teslim etti?
İşte nedense o sorular çok sorulmuyor.
Çünkü işin orası biraz rahatsız edici.
Bir kişiyi yanlış göreve getirmek yalnızca kötü bir tercih değildir.
Bazen kamu kaynağını heba eder.
Bazen insanların güvenini yok eder.
Bazen yıllarca düzeltilemeyecek hasar bırakır.
O yüzden liyakat dediğimiz mesele süslü bir kelime değildir.
Liyakat, işin ehline verilmesidir.
Liyakat, “bizden mi?” diye değil, “bu işi yapabilir mi?” diye sormaktır.
Liyakat, dostu memnun etmek değil, emaneti korumaktır.
Maalesef bizim en büyük problemlerimizden biri de burada başlıyor.
İnsanları yaptığı işle değil, kimin adamı olduğuyla değerlendirdiğiniz gün çürüme başlar.
Sonra kimse çıkıp da “Neden böyle oldu?” demesin.
Çünkü cevabı belli.
Ehli kenarda tuttunuz.
Yetersizi öne çıkardınız.
Uyarıları duymadınız.
Sonra da kümesin anahtarını tilkiye verdiniz.
Şimdi tavuklar eksilmiş diye bağırmanın kimseye faydası yok.
Bu memlekette artık sadece yanlış yapanların değil, yanlış kişileri göreve getirenlerin de hesabı sorulmalı.
Çünkü bazen suç yalnızca kümese girende değildir.
Kapıyı açanda da sorumluluk vardır.
Ve unutmayalım:
Tilkinin kümese girmesine kızmadan önce şu soruyu sormak gerekir:
O anahtarı tilkiye kim verdi?