Türkçede bazı atasözleri vardır; sayfalarca anlatacağınız meseleyi beş kelimeyle özetler.
“Dereyi görmeden paçaları sıvamak” da bunlardan biri.
Ortada daha dere yok, su yok, geçilecek yol belli değil ama bazıları çoktan paçaları dizine kadar çekmiş durumda.
Çünkü beklemek zor geliyor.
Çünkü sabır yok.
Çünkü akıldan önce duygu, gerçekten önce beklenti, sonuçtan önce hesap devreye giriyor.
Oysa hayat bu kadar basit değil.
Yarın ne olacağını kimse bilemez.
Bugün çok güçlü görünen yarın yalnız kalabilir.
Bugün kesin denilen bir karar yarın değişebilir.
Bugün olmayacak denilen bir iş yarın olabilir.
Bugün koltuğuna güvenen, yarın o koltuğu uzaktan seyredebilir.
Hayat da siyaset de ticaret de bunun örnekleriyle dolu.
Ama bazı insanlar hâlâ yaşanmamış günlerin hesabını bugünden yapıyor.
Tez canlılık bazen insanı harekete geçirir. Ama kontrolsüz olduğunda insanı duvara da çarptırır.
Her duyduğuna inanmak, her söylentiye göre pozisyon almak, henüz gerçekleşmemiş bir ihtimali olmuş gibi kabul etmek akıllılık değildir.
Bunun adı öngörü de değildir.
Bunun adı aceleciliktir.
Daha doğrusu, olmayacak duaya erkenden âmin demektir.
Bazıları kulaktan dolma bir bilgi duyuyor, ertesi günün senaryosunu yazmaya başlıyor.
Bir başkası küçük bir işaret görüyor, kendisine büyük sonuçlar çıkarıyor.
Sonra ne oluyor?
Beklediği gerçekleşmeyince bu kez suçlayacak insan arıyor.
Halbuki sorun çoğu zaman dışarıda değil.
Sorun, gerçekle beklenti arasındaki mesafeyi görememekte.
Her duyduğunuz gerçek değildir
Bugün özellikle sosyal medya çağında söylenti üretmek kolay.
Birisi bir cümle söylüyor.
İkinci kişi üzerine iki cümle ekliyor.
Üçüncü kişiye geldiğinde artık olmayan olay olmuş, alınmayan karar alınmış, belli olmayan isim bile kesinleşmiş oluyor.
Sonra herkes birbirine aynı soruyu soruyor:
“Duydun mu?”
Evet, duyduk.
Ama duymak başka, bilmek başka.
Bilgi başka, dedikodu başka.
İnsanların en büyük hatası da tam burada.
Doğrulanmamış bilgilerin üzerine koca koca hesaplar kuruyorlar.
Sonra o hesaplar çökünce şaşırıyorlar.
Şaşırmayın.
Temeli olmayan binanın çatısı olmaz.
Bugünden yarının efendisi gibi davranmayın
İnsanın önünü görmesi güzeldir.
Plan yapması da doğrudur.
Ama plan yapmakla kader yazmaya kalkmak arasında ciddi fark vardır.
Kimse yarının tapusunu cebinde taşımıyor.
Bu nedenle bugün elinizde bulunan güce fazla güvenmeyin.
Bugün yanınızda duran kalabalığa da fazla güvenmeyin.
Bugün size verilen sözleri de olmuş bitmiş kabul etmeyin.
Ve en önemlisi...
Henüz gerçekleşmemiş bir şey üzerinden insan harcamayın.
Çünkü yarın şartlar değiştiğinde yüzüne bakamayacağınız insanlarla aynı masaya oturmak zorunda kalabilirsiniz.
Hayatın hafızası kuvvetlidir.
İnsan bugün söylediğini unutabilir ama karşısındaki unutmaz.
Biraz sabır
Bazen yapılması gereken en doğru şey hiçbir şey yapmadan beklemektir.
Gözlemlemek.
Dinlemek.
Bilginin doğrulanmasını beklemek.
Şartların oluşmasını görmek.
Sonra karar vermek.
Bu korkaklık değildir.
Bu, aklı duyguların önüne koymaktır.
Çünkü her hızlı hareket cesaret değildir.
Bazen acele etmek sadece düşünmeden hareket etmektir.
Atalar boşuna söylememiş:
Dereyi görmeden paçaları sıvama.
Önce dereyi gör.
Suyun derinliğine bak.
Geçilecek yer var mı onu öğren.
Sonra gerekiyorsa paçanı sıvarsın.
Yoksa daha suyu görmeden paçaları sıvayanların bir kısmı dereye hiç ulaşamaz, bir kısmı da dereyi görünce geri dönmek zorunda kalır.
Son sözümüz de net olsun:
Yarın ne olacağını kimse bilemez.
Bu yüzden bugünden fazla böbürlenmeyin.
Fazla hesap yapmayın.
Kesin konuşmayın.
İnsanları harcamayın.
Ve olmayacağı belli olmayan işlerin zaferini erkenden kutlamayın.
Çünkü hayatın en sevdiği şeylerden biri,
“Kesin böyle olacak” diyenleri mahcup etmektir.