Fındığın Değil, Umudun Fiyatı Düşüyor
Karadeniz’de fındık sadece dalda yetişen bir ürün değildir.
Bir evin umududur.
Bir annenin çeyiz sandığıdır.
Bir babanın borç ödeme hesabıdır.
Bir gencin düğün hayalidir.
Bir öğrencinin okul masrafıdır.
Bir esnafın kışa çıkma umududur.
Kısacası fındık, bu coğrafyada hayatın ta kendisidir.
Her yıl hasat yaklaşırken aynı heyecan başlar.
Bahçeye bakılır.
Dalların doluluğu hesaplanır.
Kaç çuval çıkar, kaç kilo gelir, borçların ne kadarı kapanır diye defterler açılır.
Kimi oğlunu evlendirecektir.
Kimi kızına çeyiz yapacaktır.
Kimi traktörünün borcunu kapatacaktır.
Kimi çocuğunu üniversiteye gönderecektir.
Kimi de sadece kışı biraz daha rahat geçirmek ister.
Hayaller büyük değildir aslında.
Kimse zenginlik peşinde değildir.
İnsanlar yalnızca bir yıllık emeğinin karşılığını almak ister.
Ama sonra hasat başlar.
Fındık çuvala girerken umutlar da yavaş yavaş azalır.
Fiyat düşer.
Hesap değişir.
Plan değişir.
Hayaller ertelenir.
Ve o meşhur söz yine söylenir:
Evdeki hesap çarşıya uymadı.
Belki de Karadenizli üreticinin en çok duyduğu cümle budur.
Çünkü yıllardır evdeki hesap bir türlü çarşıya uymaz.
Gübre alırken fiyat yüksektir.
Mazot alırken fiyat yüksektir.
İlaç alırken fiyat yüksektir.
İşçi tutarken yevmiye yüksektir.
Nakliye pahalıdır.
Patoz pahalıdır.
Market pahalıdır.
Hayat pahalıdır.
Ama sıra üreticinin ürününe gelince nedense herkes ucuz fiyat konuşmaya başlar.
İşte insanın canını yakan da budur.
Bir yıl boyunca o bahçeye emek veren üretici, ürününü satacağı gün kendi emeğinin değerini başkalarının belirlemesini izliyor.
Üstelik çoğu zaman sesini de duyuramıyor.
Fındık fiyatı birkaç lira düştüğünde bunu sadece bir rakam sananlar olabilir.
Ama o birkaç liranın bir evde ne anlama geldiğini üretici bilir.
Belki ertelenen bir düğündür.
Belki alınamayacak bir okul çantasıdır.
Belki ödenemeyecek bir kredi taksididir.
Belki kışa bırakılan bir borçtur.
Belki de bir babanın evine giderken çocuklarına belli etmemeye çalıştığı çaresizliktir.
Mesele tam olarak budur.
Fındığın fiyatı düşerken sadece ürünün değeri düşmüyor.
İnsanların umudu düşüyor.
Morali düşüyor.
Üretme isteği azalıyor.
Yıllardır aynı toprağa emek veren insanlar artık kendi kendine şu soruyu soruyor:
Ben neden üretiyorum?
İşte bu soru tehlikelidir.
Çünkü bir çiftçi üretmekten vazgeçerse sadece kendisi kaybetmez.
Köy kaybeder.
İlçe kaybeder.
Esnaf kaybeder.
Şehir kaybeder.
Ülke kaybeder.
Karadeniz’de fındık ekonomisinin ne anlama geldiğini bilen herkes şunu da bilir:
Fındık parası piyasaya girdiğinde esnafın yüzü güler.
Düğün olur.
Alışveriş olur.
Borç ödenir.
Ev yapılır.
Araba alınır.
Okul masrafı karşılanır.
Piyasa hareketlenir.
Yani fındık üreticisinin kazancı sadece üreticinin cebinde kalmaz.
Bütün bölgeye dağılır.
Bu yüzden üreticinin meselesine yalnızca tarım politikası olarak bakmak büyük hata olur.
Bu, aynı zamanda bir şehir ekonomisi meselesidir.
Bir sosyal hayat meselesidir.
Bir gelecek meselesidir.
Bugün üreticinin istediği çok şey değil.
Kimse ayrıcalık istemiyor.
Kimse karşılıksız para istemiyor.
İnsanlar yalnızca emeğinin karşılığını istiyor.
Bahçede sıcakta, yağmurda, yamaçta, çamurda çalışan insanın talebi bu kadar basit.
Ben ürettim.
Ben emek verdim.
Ben masraf yaptım.
Ben risk aldım.
O halde ben de kazanayım.
Bundan daha doğal ne olabilir?
Fındık gerçekten Karadeniz’in altınıysa, o altını topraktan çıkaran insanın da yüzü gülmelidir.
Yoksa her yıl aynı hikâyeyi yazmaya devam ederiz.
Sezon başında umut.
Hasatta heyecan.
Sonra düşen fiyatlar.
Bozulan hesaplar.
Ertelenen hayaller.
Ve sonunda sessiz bir karamsarlık.
Bugün fındık bahçelerinde hasat sürüyor.
Çuvallar doluyor.
Ama bazı evlerde umutlar boşalıyor.
İnsan bazen düşünüyor:
Acaba düşen gerçekten fındığın fiyatı mı?
Yoksa yıllardır bu topraklara emek veren insanların geleceğe olan inancı mı?
Karadeniz’in fındığı değerlidir.
Ama o fındığı yetiştiren insan daha değerlidir.
Bunu unutursak bir gün fındığı konuşacak üreticiyi bile bulamayabiliriz.