Sait Kuzu

Yardımcı Kitap Dayatmasına Kim Dur Diyecek?

Sait Kuzu

Yeni eğitim öğretim yılı başladı.

İlk kez okul sırasına oturan miniklerin heyecanı başka…

Bu yıl LGS’ye girecek öğrencilerin heyecanı, telaşı, hedefi başka…

Bir de veliler var.

Onların heyecanından çok hesabı var.

Servis parası, kırtasiye, çanta, forma, beslenme, ulaşım derken eğitim daha okulun ilk günlerinde aile bütçesinin en ağır kalemlerinden biri haline geliyor.

Tam da böyle bir dönemde velinin önüne bir de “yardımcı kaynak” listeleri konulmaya başlanıyor.

Şu yayın alınacak…

Bu soru bankası iyi…

Şu deneme seti gerekli…

Bu yardımcı kitap mutlaka faydalı olur…

Peki bir dakika!

Millî Eğitim Bakanlığının dağıttığı kitaplar yetersiz mi?

Bakanlık, 2026-2027 eğitim öğretim yılı için 283 milyondan fazla ders kitabını ücretsiz olarak öğrencilerin sıralarına koydu.

Madem bu kitaplar müfredata uygun hazırlanıyor, madem devlet milyonlarca kitabı bastırıp ücretsiz dağıtıyor, o zaman daha eğitim yılının başında neden velinin önüne yeniden kitap listeleri geliyor?

Bu sorunun açıkça sorulması gerekiyor.

TAVSİYE Mİ, MECBURİYET Mİ?

Elbette bir öğretmen öğrencisine ek çalışma önerebilir.

Bunda yanlış bir şey yok.

Sorun başka.

Öğretmenin söylediği bir kitabın, velinin gözünde çoğu zaman “tavsiye” olmaktan çıkıp fiili zorunluluğa dönüşmesi.

Çünkü veli düşünüyor:

“Almazsam çocuğum geri mi kalır?”

“Diğer öğrenciler çözerken benim çocuğum mağdur mu olur?”

“Öğretmenin istediği kitabı almazsam çocuğuma karşı bir olumsuzluk yaşanır mı?”

İşte burada “tavsiye” kelimesinin arkasına sığınılamaz.

Öğretmenin sınıftaki otoritesi nedeniyle yapılan her kaynak önerisinin aile üzerinde ekonomik ve psikolojik bir karşılığı vardır.

Bu yüzden konu basit bir kitap tavsiyesi değildir.

DEVLETİN KİTABI YETMİYORSA BUNU AÇIKLAYIN

Asıl mesele burada.

Eğer Millî Eğitim Bakanlığının hazırladığı ders kitapları öğrencinin ihtiyacını karşılamıyorsa bunu açıkça söyleyin.

Eksikse geliştirin.

Soru sayısı yetersizse artırın.

LGS hazırlığında ihtiyaç duyulan materyal eksikse Bakanlık hazırlasın ve öğrencisine ücretsiz ulaştırsın.

Ama bir taraftan “ders kitaplarını ücretsiz dağıtıyoruz” denilirken diğer taraftan velinin cebinden binlerce lira çıkmasına yol açacak yardımcı kaynak listelerinin normalleşmesi kabul edilebilir bir durum değildir.

Devletin kitabı rafta, özel yayınevinin kitabı öğrencinin elindeyse burada sorgulanması gereken bir sistem vardır.

EĞİTİM, YAYINEVLERİNİN PAZARI OLMAMALI

Daha da açık konuşalım.

Okullar, özel yayınevlerinin satış alanına dönüşmemeli.

Öğretmenler de istemeden dahi olsa yayınevlerinin satış zincirinin bir parçası haline getirilmemeli.

Bir okulda ya da sınıfta belirli bir yayınevinin kitabı topluca öneriliyorsa bunun gerekçesi eğitim açısından açık olmalıdır.

Neden o kitap?

Neden başka bir kaynak değil?

Gerçekten gerekli mi?

Ücretsiz alternatif yok mu?

Velinin satın alma gücü dikkate alındı mı?

Bu soruların cevabı verilmeden velinin önüne kitap ismi koymak kolay.

Parasını ödemek ise veliye kalıyor.

HER VELİNİN CEBİ AYNI DEĞİL

Bir aile 500 lirayı önemsemeyebilir.

Bir başka aile için 500 lira birkaç günlük mutfak masrafıdır.

Bir evde bir öğrenci vardır.

Başka bir evde üç çocuk okula gidiyordur.

Dolayısıyla “bir kitap ne olacak?” demek meseleyi anlamamaktır.

Bir kitap, iki kitap, soru bankası, deneme seti derken ortaya çıkan rakam aile bütçesinde ciddi bir yük oluşturuyor.

Daha kötüsü ne biliyor musunuz?

Çocuğu için alamayan anne babaya “Ben çocuğumdan bir şey mi esirgiyorum?” duygusunu yaşatmak.

Eğitim sistemi hiçbir veliyi böyle bir vicdan yükünün altında bırakmamalı.

LGS ÜZERİNDEN KORKU PAZARLANMAMALI

Özellikle 8’inci sınıfta mesele daha hassas.

LGS’ye hazırlanan öğrencinin ailesi zaten kaygılı.

“Çocuğun geri kalmasın.”

“Bu kaynağı çözmeyen sınavda zorlanır.”

“Şu seti mutlaka alın.”

Bu atmosferde veliye yapılan kaynak tavsiyesi gerçek anlamda özgür bir tercih olabilir mi?

Çocuğunun geleceği söz konusu olduğunda hangi anne baba “almıyorum” diyebilir?

Tam da bu nedenle LGS gibi merkezi sınavlara hazırlıkta gerekli görülen destek materyallerinin mümkün olduğunca Bakanlık tarafından ücretsiz ve erişilebilir şekilde sağlanması gerekir.

Çocuğun sınav başarısı, anne babasının cüzdanının kalınlığına bağlı hale gelmemeli.

MİLLÎ EĞİTİM BU KONUYU GÖRMEZDEN GELMEMELİ

Buradan Millî Eğitim Bakanlığına ve eğitim yöneticilerine açık bir çağrı yapmak gerekiyor:

Okullardaki yardımcı kaynak uygulamalarını ciddi şekilde denetleyin.

Gerçekten tavsiye mi ediliyor, yoksa veli üzerinde fiili bir satın alma baskısı mı oluşuyor, bakın.

Belirli yayınevlerinin sistematik biçimde öne çıkarıldığı iddiaları varsa inceleyin.

Herhangi bir ticari ilişki bulunuyorsa bunun üzerine tereddütsüz gidin.

Yoksa da öğretmeni, öğrenciyi ve veliyi zan altında bırakmayacak kadar açık kurallar koyun.

Çünkü eğitimde gri alan olmaz.

Velinin görevi yayınevlerini zengin etmek değil, çocuğunu okutmak.

Öğretmenin görevi kitap pazarlamak değil, eğitim vermek.

Devletin görevi ise öğrenciye “ücretsiz kitap verdim” demekle bitmiyor.

O kitabın gerçekten yeterli olup olmadığını da takip etmek zorunda.

Madem Millî Eğitim Bakanlığı milyonlarca ders kitabı hazırlayıp dağıtıyor, o halde şu sorunun cevabını artık net biçimde duymak istiyoruz:

Bu kitaplar yeterliyse yardımcı kitaplarda bu ısrar neden?

Yetersizse neden hâlâ yeterli hale getirilmiyor?

Ve en önemlisi:

Eğitimin bedelini daha ne kadar velinin cebine yükleyeceğiz?

Okulun kapısından çocuklar giriyor.

Ama görünen o ki daha ilk haftalarda velinin cebine uzanan eller de hiç eksik olmuyor.

Eğitim, çocuğun geleceğini kurmanın yolu olmalı.

Velinin bütçesini tüketmenin değil.

Yazarın Diğer Yazıları