Sait Kuzu

Ömür Geldi Geçiyor… Sanki Dün Gibi

Sait Kuzu

Ömür geldi geçiyor…

Sanki daha dün çocuktu insan. Bir sokak arasında koşuyor, annesinin sesini duyunca eve dönüyordu. Babasının gölgesinde kendini güvende hissediyor, hayatın hiç bitmeyeceğini sanıyordu.

Sonra bir baktı ki çocukluğu geride kalmış. Gençliği geçmiş. Saçlarına aklar düşmüş. Aynaya baktığında yüzündeki çizgilerden çok, içinde biriktirdiği hatıraları görmeye başlamış.

Ne çabuk geçti yıllar…

Daha dün yanımızda olanlar bugün birer hatıra. Birlikte güldüğümüz, aynı sofraya oturduğumuz, sesini duymaya alıştığımız nice insan artık yok.

Kiminden geriye bir fotoğraf kaldı. Kiminden eski bir hatıra. Kiminden de her hatırladığımızda içimizi sızlatan bir özlem…

Ve insan, geçen her yılın ardından aynı gerçeği biraz daha iyi anlıyor:

Ömür dediğin, göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir misafirlikmiş.

Dün geçti.

Bugün elimizde.

Yarın ise meçhul…

Oysa ne çok şeyi yarına bıraktık.

Bir gönül almayı, bir özür dilemeyi, bir büyüğümüzün elini öpmeyi, bir dostun kapısını çalmayı…

Sevdiklerimize sevgimizi söylemeyi bile erteledik.

Hep vaktimiz var sandık.

Bir gün daha görüşürüz, bir gün daha konuşuruz, bir gün daha sarılırız dedik.

Ama hayat bize en çok da bunu öğretti:

Her yarının bir sabahı olmayabilir.

İnsan bu dünyada neyin peşinden koşmuyor ki…

Biraz daha mal, biraz daha mülk, biraz daha para, biraz daha makam…

Sanki hepsi bizimle kalacakmış gibi.

Oysa vakti geldiğinde ne sahip olduğumuz evler bizimle gelecek ne de biriktirdiğimiz servet.

Ne makam kalacak ne unvan.

Bir gün kapımız kapanacak, soframız toplanacak, sesimiz susacak.

Arkamızdan hayat devam edecek.

Bir zamanlar uğruna kendimizi yorduğumuz nice şey, başkalarının elinde kalacak.

Ve geriye tek bir soru kalacak:

Bu dünyadan geçerken kimin gönlüne dokunduk?

Bir yetimin başını okşayabildik mi?

Darda kalanın elinden tutabildik mi?

Bir kırgınlığı bitirebildik mi?

Bir insanın duasında yer alabildik mi?

Yoksa hep kendimiz için mi yaşadık?

İşte insanın asıl hesabı burada başlıyor.

Çünkü mal da geçici, mülk de…

Asıl olan amel.

İnsanın ardında bıraktığı iyilik, yaptığı hayır, aldığı dua, incitmeden yaşadığı bir ömür…

Bir gün adımız son kez anıldığında, insanlar hakkımızda ne söyleyecek?

“İyi insandı, kimseye kötülüğü dokunmadı” mı diyecekler?

Yoksa geriye kırılmış kalpler, söylenmemiş özürler, ödenmemiş gönül borçları mı kalacak?

İnsan yaşarken bunu pek düşünmüyor.

Ama ömür ilerledikçe anlıyor ki dünyanın en büyük zenginliği, bir insanın gönlünde güzel bir yer edinebilmekmiş.

Ne kadar yaşadığımızdan çok, nasıl yaşadığımız önemliymiş.

Kaç kişiyi tanıdığımız değil, kaç kişinin yüreğine iyilikle dokunduğumuz değerliymiş.

Ve bazen koca bir ömürden geriye yalnızca birkaç kelime kalır:

“Allah razı olsun.”

“Çok iyi insandı.”

“Mekânı cennet olsun.”

İşte bütün servetlerden kıymetli olan da budur.

Bir dua…

Bir güzel hatıra…

Bir hoş seda…

Ömür geldi geçiyor.

Dönüp bakınca her şey sanki dün gibi.

Çocukluğumuz dün, gençliğimiz dün, sevdiklerimizle geçirdiğimiz güzel günler dün gibi…

Bugün varız.

Yarın kimin kalacağını, kimin gideceğini bilmiyoruz.

Öyleyse kırmayalım.

Kırdıysak onaralım.

Seviyorsak söyleyelim.

Özlediysek arayalım.

İyiliği ertelemeyelim.

Çünkü bu dünyaya ne kadar sahip olduğumuz değil, ne kadar güzel insan olabildiğimiz için geldik.

Ne mal…

Ne mülk…

İlle de amel.

İlle de bir hayır dua.

İlle de ardımızdan kalan hoş bir seda…

Ve bir gün bizim de adımız geçmiş zamanla anıldığında, arkamızdan söylenecek en güzel söz şu olsun:

“Bu dünyadan iyi bir insan geçti. Allah ondan razı olsun.”

Yazarın Diğer Yazıları