Bir toplumun çöküşü, ekonomisinin bozulmasıyla başlamaz. Yollarının çukur olmasıyla, binalarının eskimesiyle, kasasının boşalmasıyla da başlamaz.
Bir toplumun gerçek çöküşü, adaletin terazisi şaştığında başlar!
Çünkü adalet yoksa güven yoktur. Güven yoksa huzur yoktur. Huzurun olmadığı yerde ise ne birlik kalır ne kardeşlik ne de geleceğe dair umut!
Bugün insanların en büyük korkusu yalnızca geçim sıkıntısı değildir. Asıl korku, haklı olduğu hâlde hakkını alamamak, haksızlığa uğradığında sesini duyuramamak, güçlü karşısında çaresiz bırakılmaktır.
Ve bundan daha büyük bir toplumsal felaket düşünülemez!
GÜÇLÜNÜN HAKLI SAYILDIĞI YERDE ADALET ÖLMÜŞTÜR!
Açık konuşalım!
Adalet, makam sahibine göre şekil alıyorsa orada hukuk değil, ayrıcalık vardır.
Birinin yaptığı görmezden gelinirken aynı davranış yüzünden bir başkası cezalandırılıyorsa orada eşitlik değil, çifte standart vardır.
Zengine başka, fakire başka; güçlüye başka, güçsüze başka muamele yapılıyorsa kimse çıkıp da o düzenin adil olduğunu söylemesin!
Adaletin terazisine makam, para, siyaset, akrabalık ve kişisel çıkar konulduğu gün, o terazi artık adaleti tartmaz!
İnsanları asıl öfkelendiren yalnızca haksızlığa uğramak değildir.
Haksızlığı yapanın hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etmesidir.
Yanlış yapanın ödüllendirildiği, doğruyu söyleyenin dışlandığı bir ortamda insanlardan sessiz kalmalarını beklemek, vicdanlarına zincir vurmaya çalışmaktır.
Kimse kusura bakmasın!
Haksızlık karşısında susmayı erdem, hak aramayı suç gibi gösteren bir anlayışın savunulacak hiçbir tarafı yoktur!
ADALET SADECE MAHKEME SALONLARINDA ARANMAZ!
Adalet dediğimiz kavramı yalnızca hâkimlerin, savcıların ve mahkemelerin omuzlarına yükleyemeyiz.
Adalet hayatın her alanında olmalıdır.
Bir belediyede hizmet dağıtılırken adalet olmalıdır.
Bir kamu kurumunda işe alım yapılırken adalet olmalıdır.
Bir okulda öğrencilere davranılırken adalet olmalıdır.
Bir iş yerinde emekçinin hakkı verilirken adalet olmalıdır.
Bir mahallede, bir köyde, bir ailede, hatta iki komşu arasındaki anlaşmazlıkta bile adalet olmalıdır.
Liyakat yerine yakınlık, hak yerine hatır, emek yerine torpil tercih edildiğinde topluma verilen mesaj açıktır:
“Çalışmanın değil, adamını bulmanın değeri var!”
İşte bu anlayış, bir toplumun geleceğine vurulabilecek en ağır darbelerden biridir.
Çünkü hak ederek kazanamayanların değil, hak ettiği hâlde kaybedenlerin çoğaldığı bir yerde umut tükenir.
MAKAMLAR KİMSENİN BABASININ MALI DEĞİLDİR!
Buradan açıkça söylemek gerekiyor:
Hiçbir makam, hiçbir koltuk, hiçbir yetki bir insanı diğerinden üstün kılmaz!
Kamu görevi, kişisel saltanat kurma yeri değildir.
Devletin imkânları, belli çevrelere dağıtılacak bir ganimet değildir.
Vatandaşa hizmet etmek için verilen yetki, vatandaşa tepeden bakma hakkı değildir.
Koltuklar geçicidir, makamlar emanettir, milletin hakkı ise pazarlık konusu yapılamaz!
Bugün elinde yetki bulunan herkes şunu unutmamalıdır:
O makamda sonsuza kadar oturmayacaksınız.
O kapılar bir gün sizin için de kapanacak.
O koltuklardan bir gün siz de kalkacaksınız.
Ama verdiğiniz kararların, yaptığınız haksızlıkların veya gösterdiğiniz adaletin izi insanların hafızasında kalacak.
Bu nedenle mesele yalnızca yetki sahibi olmak değil, o yetkiyi vicdanla kullanabilmektir.
HAKSIZLIĞA SESSİZ KALANLAR DA SORGULANMALIDIR!
Bir başka acı gerçek daha var.
Toplumdaki adaletsizliğin büyümesinde yalnızca haksızlığı yapanların değil, haksızlığı görüp susanların da sorumluluğu vardır.
Bugün komşusuna yapılan haksızlığa göz yuman, yarın aynı haksızlığın kendi kapısını çalabileceğini düşünmelidir.
Bugün bir garibanın hakkı yenirken başını çeviren, yarın kendi hakkını savunacak birini bulamayabilir.
Çünkü adalet yalnızca bizim tarafımızda olduğunda savunulacak bir değer değildir.
Adalet, sevmediğimiz insanın bile hakkını savunabildiğimiz zaman gerçek anlamını kazanır!
Kendisine yapılan haksızlığa isyan edip başkasına yapılan haksızlığı alkışlayanların adalet söylemi samimi değildir.
Adaletin tarafı olmaz.
Adaletin adamı olmaz.
Adaletin partisi, zengini, fakiri, yakını, uzağı olmaz.
Adalet ya herkes içindir ya da adı adalet değildir!
KORKUYLA SESSİZLİK SAĞLANIR, AMA HUZUR SAĞLANAMAZ!
Bazıları toplumun susmasını huzur zanneder.
Kimse itiraz etmiyorsa her şeyin yolunda olduğunu düşünür.
Oysa insanların konuşmaması, haksızlıkları kabullendiği anlamına gelmez.
Bazen insanlar işini kaybetmemek için susar.
Bazen ailesine zarar gelmesinden korktuğu için susar.
Bazen hakkını aramaktan yorulduğu için susar.
Bazen de ne söylerse söylesin hiçbir şeyin değişmeyeceğine inandığı için susar.
İşte en tehlikelisi de budur!
Bir insanın adalete olan inancını kaybetmesi, yalnızca kendisinin değil, bütün toplumun kaybıdır.
Çünkü adalete güveni kalmayan insan, zamanla kurumlara da güvenmemeye başlar.
Kurumlara güvenin sarsıldığı yerde toplumsal bağlar zayıflar.
Ve unutulmasın:
Korku insanları susturabilir, fakat hiçbir zaman gerçek huzurun temelini oluşturamaz!
BUGÜN BAŞKASINA, YARIN SANA!
Kimse kendisini haksızlıktan muaf sanmasın.
Bugün bir başkasının hakkı çiğnenirken sessiz kalanlar, yarın kendi hakları çiğnendiğinde aynı sessizlikle karşılaşabilir.
Bu nedenle adalet mücadelesi kişisel bir hesaplaşma değildir.
Adalet mücadelesi, insanca yaşama mücadelesidir.
Bir toplumun büyüklüğü, güçlülerini ne kadar koruduğuyla değil, güçsüzlerinin hakkını ne kadar güvence altına alabildiğiyle ölçülür.
Yetimin hakkı korunmuyorsa, emekçinin alın teri karşılığını bulmuyorsa, fakirin sesi duyulmuyorsa, vatandaş hak ararken kapı kapı dolaştırılıyorsa o toplumun önünde ciddi bir vicdan sınavı vardır.
Büyük binalar yapmakla, gösterişli projeler açıklamakla, meydanlarda süslü sözler söylemekle adalet sağlanmaz.
Adalet önce insanın vicdanında, sonra verdiği kararda, ardından uyguladığı kurallarda kendisini göstermelidir.
ADALET YOKSA HUZUR DA YOKTUR!
Kimsenin ayrıcalık istemeye hakkı yoktur.
Ama herkesin eşit muamele görmeyi istemeye hakkı vardır.
Kimsenin hukukun üzerinde olma hakkı yoktur.
Ama herkesin hukuk önünde korunmaya hakkı vardır.
Hiç kimse güçlü olduğu için haklı sayılamaz.
Hiç kimse güçsüz olduğu için haksızlığa mahkûm edilemez.
Artık şu gerçeği kabul etmek zorundayız:
Adalet bir lütuf değildir!
Adalet bir ihsan değildir!
Adalet, kimsenin keyfine göre dağıtacağı bir ödül değildir!
Adalet, insanın en temel hakkıdır.
Ve o hak, hiçbir makamın, hiçbir çıkarın, hiçbir gücün gölgesinde bırakılamaz.
Unutmayalım...
Adaletin olmadığı yerde huzur olmaz!
Hakkın susturulduğu yerde vicdan susmaz!
Zulme sessiz kalınan yerde güven yeşermez!
Ve en önemlisi:
ADALETİN TERAZİSİNİ BOZANLAR, BİR GÜN O TERAZİYE KENDİLERİNİN DE İHTİYAÇ DUYABİLECEĞİNİ UNUTMASIN!
Çünkü bugün başkasına lazım olan adalet, yarın hepimize lazım olacaktır.