Doç. Dr. Murat Şahin

Yapay Zekâ Mesleklerimizi Elimizden mi Alacak?

Doç. Dr. Murat Şahin

Son yıllarda üniversite tercihlerinde dikkat çeken gelişmelerden biri, Bilgisayar Mühendisliği ve Yazılım Mühendisliği gibi bölümlerin bazı üniversitelerde taban puanları ve başarı sıralamalarında görülen gerilemeler. İlk bakışta bu durum şaşırtıcı görünebilir. Daha birkaç yıl öncesine kadar bilgisayar ve yazılım mühendisliği, gençlere “geleceğin meslekleri” arasında gösteriliyor; yazılım öğrenmek, teknoloji sektörüne girmek ve iyi bir gelir elde etmek neredeyse güvenli bir gelecek reçetesi olarak sunuluyordu. Bugün ise gençlerin zihninde farklı bir soru beliriyor: “Yapay zekâ kod yazabiliyorsa ben neden dört yıl boyunca yazılım okuyayım?” Bu soru, bilgisayar mühendisliğinin geleceğinin ötesinde, çalışma hayatının tamamında yaşanabilecek dönüşümü de tartışmaya açıyor.

Yapay zekâ hakkındaki tartışmaların önemli bir bölümü meseleyi “insan mı, makine mi?” ikilemine indiriyor. Oysa geçmişteki teknolojik dönüşümlere baktığımızda daha farklı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Buhar makinesi insan emeğinin önemli bir bölümünü değiştirdi; sanayi makineleri üretimi dönüştürdü; bilgisayarlar ofislerde yapılan pek çok işi yeniden tanımladı. İnternet ise iletişimden ticarete kadar hayatın neredeyse tamamını etkiledi. İnsanlık çalışmayı bırakmadı, ancak işlerin biçimi değişti.

Yapay zekâda da benzer bir dönüşüm yaşanması beklenebilir. Asıl etki, bütün mesleklerin bir anda ortadan kalkmasından çok, mesleklerin içindeki bazı görevlerin otomatikleşmesi olacaktır. Bir muhasebecinin yaptığı her iş ortadan kalkmayacak; ancak hesaplama ve raporlama süreçlerinin önemli bir bölümü otomatikleşebilecek. Avukatlık mesleği sona ermeyecek, fakat belge tarama, mevzuat araştırması ve ilk taslakların hazırlanması çok daha hızlı yapılabilecek. Öğretmenler ders materyali hazırlama, soru üretme ve öğrenci performansını analiz etme süreçlerinde yapay zekâdan yararlanabilecek. Sağlık alanında da görüntü analizi, tıbbi literatür taraması ve karar destek uygulamaları giderek daha fazla önem kazanabilecek.

Bu nedenle soruyu “Yapay zekâ benim mesleğimi ortadan kaldıracak mı?” biçiminde sormak yerine, “Yapay zekâ benim mesleğimde hangi işleri değiştirecek?” diye düşünmek daha anlamlı. Çünkü tartışılması gereken, mesleklerin bir anda yok olup olmayacağı kadar, mesleklerin nasıl yapılacağı ve hangi becerilerin önem kazanacağıdır.

Bu dönüşümün en görünür örneklerinden biri bilgisayar ve yazılım mühendisliğinde yaşanıyor. Eskiden bir yazılımcının önemli zamanını alan kod yazma süreçlerinin bir bölümü artık yapay zekâ tarafından gerçekleştirilebiliyor. Basit bir internet sitesi oluşturmak, belirli bir programlama dilinde kod üretmek, hata bulmak, test kodları yazmak veya mevcut kodu başka bir dile çevirmek yapay zekâ araçlarıyla çok daha kısa sürede yapılabiliyor. Bu gelişmeler gençlerin zihnindeki “yazılımcı” imgesini de değiştiriyor. Bazı üniversitelerde bilgisayar ve yazılım mühendisliği programlarının taban puanlarında ve başarı sıralamalarında görülen gerilemeler de bu değişen algıyla birlikte değerlendirilmelidir.

Bununla birlikte, bir bölümün taban puanının düşmesi o mesleğin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Kod yazabilmek ile bilgisayar mühendisi olmak aynı şey değildir. Yapay zekâ kod üretebilir; ancak hangi problemin çözüleceğini belirlemek, sistemin nasıl tasarlanacağına karar vermek, güvenlik açıklarını fark etmek, performans sorunlarını gidermek, farklı sistemleri birbirine bağlamak ve ortaya çıkan ürünün doğru çalışıp çalışmadığını denetlemek hâlâ mühendislik bilgisi gerektirir. Yapay zekâ bilgisayar mühendisliğini ortadan kaldırmaktan çok, bu alanın niteliğini değiştiriyor.

Geleceğin en güçlü yazılımcısı, belki de en hızlı kod yazan kişi olmayacak. Yapay zekâya doğru soruları yöneltebilen, üretilen sonucu değerlendirebilen ve gerektiğinde ona müdahale edebilen kişi öne çıkacak. Bu nedenle bilgisayar ve yazılım mühendisliğini tercih eden ya da etmeyi düşünen gençlerin önündeki mesele yalnızca kod yazmayı öğrenmek değil; yapay zekânın kod yazdığı bir dünyada hangi mühendislik bilgisini ve hangi insani becerileri ortaya koyabileceklerini de düşünmek. Üniversite tercihlerindeki değişim, gençlerin artık bir mesleği seçerken o mesleğin yapay zekâ çağındaki geleceğini de hesaba kattığını gösteriyor olabilir.
Geçmişte bilgiye ulaşmak önemliydi; ardından bilgiye hızlı ulaşmak öne çıktı. Şimdi ise bilgi bolluğu içinde doğru soruyu sorabilmek giderek daha değerli hâle geliyor. Yapay zekâ binlerce kelimelik bir metin hazırlayabilir, bir proje taslağı oluşturabilir ya da bir araştırma sorusu için yüzlerce kaynak sıralayabilir. Ancak metnin hangi probleme cevap vereceğini, projenin gerçekten gerekli olup olmadığını, hangi kaynağın güvenilir sayılacağını ve elde edilen bilgilerin nasıl yorumlanacağını insanın değerlendirmesi gerekir.
Bu nedenle geleceğin iş dünyasında teknik becerilerin yanında eleştirel düşünme, problem çözme, yaratıcılık, iletişim, muhakeme, etik değerlendirme ve alan bilgisi de önem kazanacak. Yapay zekâ tartışmalarında çoğunlukla fabrikalardaki robotlardan söz ediyoruz.

 Oysa bu yeni dalganın önceki otomasyon süreçlerinden ayrılan yönlerinden biri, zihinsel emeğin bazı bölümlerini de otomatikleştirmeye başlaması. Rapor hazırlayan, metin yazan, çeviri yapan, kodlayan, veri analiz eden, sunum hazırlayan, görsel üreten, hukuki belge inceleyen, finansal rapor hazırlayan veya müşteri hizmetlerinde çalışan insanların yaptığı işlerin tümüyle ortadan kalkacağını söylemek mümkün değil. Buna karşılık bu mesleklerdeki görevlerin önemli bir bölümünün yeniden tanımlanacağı açık. Dolayısıyla gelecekte mesele yalnızca iş sahibi olmak değil, yapay zekâyla birlikte çalışabilme kapasitesini de mesleki yeterliliğin bir parçası hâline getirmek olacak.

Bu değişim üniversitelere de önemli sorumluluklar yüklüyor. Üniversiteler öğrencilerine yalnızca birkaç yıl önce hazırlanmış bilgileri aktarmayı sürdürürse yapay zekâ çağının ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanabilir. Öğrenciler bazı bilgilere bir yapay zekâ aracı üzerinden saniyeler içinde ulaşabiliyor. Üniversitenin görevi bu nedenle yalnızca bilgi aktarmakla sınırlı kalmamalı; bilginin nasıl üretileceğini, sınanacağını ve kullanılacağını da öğretmeli. Bu mesele üniversitelerin sınırlarını aşarak şehirlerin ve toplumların geleceğiyle doğrudan ilişkili hâle geliyor.
Peki Samsun?
Samsun açısından bakıldığında da yapay zekânın meslekleri dönüştürmesi uzak şehirlerin meselesi değil. Bu dönüşüm Samsun’un çalışma hayatını, eğitim yapısını ve gençlerin gelecek beklentilerini de etkileyecek. Üniversiteleri, genç nüfusu, sağlık altyapısı, sanayisi, tarımsal üretimi ve gelişen teknoloji ekosistemiyle Samsun, yapay zekâ çağında yeni bir ekonomik ve toplumsal rol üstlenebilecek imkânlara sahip.

Samsun Teknopark bünyesinde yazılım ve bilişimden medikal ve sağlık teknolojilerine, tarımdan makine ve teçhizat üretimine kadar farklı alanlarda faaliyet gösteren 143 aktif firmanın bulunması, bu dönüşümün şehir açısından soyut bir gelecek meselesi olmadığını gösteriyor. Üstelik konu teknoloji şirketleriyle sınırlı değil. Tarım, yapay zekâ ve otonom sistemlerle dönüşebilir; sağlık sektörü veri ve karar destek uygulamalarından daha fazla yararlanabilir; sanayide otomasyon ve akıllı üretim yaygınlaşabilir. Lojistik ve ulaşım sistemleri de bu teknolojiler sayesinde daha verimli hâle gelebilir. Üniversitelerde öğrencilerin mesleki bilginin yanı sıra değişen çalışma hayatına uyum sağlayacak beceriler kazanması da bu nedenle önem taşıyor.

OMÜ’de 2026 yılı içinde “Yapay Zekâ ve Otonom Sistemler ile Tarımsal Dönüşüm” başlıklı bir etkinlikte tarımın teknolojiyle dönüşümünün ele alınması, bu alandaki arayışın somut örneklerinden biri. Yapay zekâ çiftçilikten mühendisliğe, sağlıktan eğitime, işletmecilikten şehir yönetimine kadar hayatın pek çok alanında etkisini gösteriyor. Samsun açısından temel mesele, yapay zekânın iş gücünü dönüştürmesini seyretmekle yetinmek değil; bu dönüşüme hazırlanan şehirlerden biri olabilmek. Üniversiteler ve teknoloji ekosistemi önemli bir avantaj sağlayabilir. Bunun için üniversite, sanayi, kamu ve şehir arasında daha güçlü ilişkiler kurulması gerekiyor. Geleceğin meslekleri, üniversitelerle şehirlerin iş birliği içinde geliştireceği bilgi ve uygulamalarla şekillenecek.
Şehrin geleceğini değerlendirirken teknolojik yatırımların ve yeni mesleklerin ötesine geçerek toplumsal ihtiyaçları ve yaşam kalitesini de hesaba katmak gerekir. Çünkü teknolojik dönüşüm, sonuçta insanı ve toplumu dönüştürür. Bu yüzden yapay zekâ çağında sosyal bilimlerin soruları da önemini koruyor. Yapay zekâ metin yazabilir; ancak insan davranışının anlamını kavradığını kendiliğinden varsayamayız. Bir toplumun tarihsel hafızasını, kültürel kodlarını, değerlerini ve çatışmalarını anlamak, verileri işlemeye indirgenemez. İnsan davranışının arkasındaki anlamı da kavramak gerekir.

Bu açıdan sosyoloji, psikoloji, tarih, felsefe ve siyaset bilimi gibi alanların değersizleşeceğini düşünmek yerine, yeni bir işlev kazanacaklarını öngörmek daha doğru. Teknoloji bize ne olduğunu gösterebilir; ancak bunun neden gerçekleştiği ve toplum açısından ne anlama geldiği soruları, insanın düşünme ve yorumlama kapasitesine ihtiyaç duyar. Belki de değişen, mesleklerin kendisinden çok meslek tanımları olacaktır. Yapay zekâ tartışmasını yalnızca “Hangi meslekler yok olacak?” sorusuna indirgemek yerine, insanların yaptığı işlerin ve bu işlere yüklenen anlamların nasıl değişeceğine odaklanmak gerekiyor.

Önümüzdeki yıllarda doktorluk, avukatlık, öğretmenlik, mühendislik, gazetecilik, akademisyenlik veya muhasebecilik gibi mesleklerin bütünüyle ortadan kalkmasından çok, bu mesleklerin çalışma biçimlerinin değişmesini beklemek daha gerçekçi. Doktor ve yapay zekâ, avukat ve yapay zekâ, öğretmen ve yapay zekâ, mühendis ve yapay zekâ… Birlikte çalışma biçimleri giderek yaygınlaşacak. Burada belirleyici olan, insanın teknoloji karşısında nasıl bir konum aldığı. Teknolojiyi kullanamayanlar dezavantajlı duruma düşebilir; ancak onu kullanan herkesin aynı ölçüde başarılı olacağı da söylenemez. Yapay zekâdan yararlanmak başka, onu doğru yönlendirmek ve ürettiği sonuçları değerlendirmek başka bir beceri.

Bu değişim, bugünün çalışanları kadar geleceğin çalışma hayatına hazırlanan gençler için de önemli. Çocuklarımıza “Şu bölümü oku, işin garanti” demek artık eskisi kadar kolay değil. Teknolojik dönüşüm meslekleri hızla değiştiriyor; bugün güvenli görünen bir meslek, yirmi yıl sonra aynı güveni vermeyebilir. Bu nedenle gençlere yalnızca bir meslek seçtirmek yerine öğrenmeyi de öğretmek zorundayız. Bir mesleği ömür boyu sürdürmekten çok, hayat boyunca kendisini yenileyebilen insanın güçlü olacağı bir döneme giriyoruz. Belki de geleceğin en önemli yeterliliği, öğrenmeye devam edebilmek.

Yapay zekâ pek çok işi yapacak; bazı işleri insanların elinden alırken yeni mesleklerin ortaya çıkmasına da zemin hazırlayacak. Bugün hayal bile edemediğimiz çalışma biçimleri oluşabilir. Ancak teknolojiyi geliştiren, ona anlam veren ve nasıl kullanılacağına karar veren yine insan olacak. Bu nedenle yapay zekâdan korkmak yerine onu anlamamız gerekiyor. 
Mesele artık yapay zekânın gelip gelmeyeceği değil; çünkü yapay zekâ zaten geldi. Asıl mesele, onun dönüştürdüğü dünyada insanın kendisine nasıl bir yer açacağı.
 

Yazarın Diğer Yazıları