- Haberler
- Salıpazarı
- Salıpazarı'nın Unutulan Su Değirmenlerinin İzini Sürdük
Salıpazarı'nın Unutulan Su Değirmenlerinin İzini Sürdük
Salıpazarı'nda kimi 160 yıldır ayakta, kimi hâlâ tahıl öğütüyor. İlçenin Kırgıl, Tahnal, Kızılot, Tacalan ve Düzköy'deki su değirmenlerinin izini sürdük.
Haberin Özeti
- • Kırgıl’daki İsmail Dayı’nın Değirmeni yaklaşık 5 yıllık olmasına rağmen geleneksel mimariyle çalışıyor. Tahnal’daki değirmenin yaklaşık 160 yıllık olduğu ve hâlâ aktif olduğu belirtiliyor. Düzköy’deki tarihi değirmen ise dere yatağının değişmesi nedeniyle artık çalışmıyor.
Samsun’un Salıpazarı ilçesinde derelerin kıyısında kurulan geleneksel su değirmenlerinden bazıları aradan geçen onlarca yıla rağmen çalışmaya devam ediyor. Kırgıl’dan Tahnal’a, Kızılot’tan Tacalan ve Düzköy’e uzanan değirmenler, kırsal yaşamın değişen yüzünü gözler önüne seriyor.
Salıpazarı’nın dağlarından doğan sular yalnızca vadileri şekillendirmedi. Yıllarca mısırı una, buğdayı ekmeğe dönüştürdü. Köylünün tarlasından kaldırdığı ürünün sofraya uzanan yolculuğunda su değirmenleri önemli bir yere sahip oldu.
Bugün ilçenin farklı mahallelerinde kimi hâlâ çalışan, kimi zamana direnmeye çalışan değirmenlerle karşılaşmak mümkün.
Bazıları yüzyılı aşan geçmişiyle ayakta kalırken bazıları geleneksel mimarinin yaşatılması amacıyla yakın tarihte yeniden inşa edildi. Kimi ahşap, kimi taş, kimi ise yapılan müdahaleler nedeniyle eski görünümünden uzaklaşmış durumda.
Her birinin ise ayrı bir hikâyesi var.
KIRGIL’DA GELENEK YAŞATILIYOR
Kırgıl Mahallesi’nde bulunan ve yörede “İsmail Dayı’nın Değirmeni” olarak bilinen yapı, ilçedeki diğer örneklerden farklı olarak çok eski bir değirmen değil.
Ancak yapımında Salıpazarı kırsalındaki geleneksel değirmen mimarisi esas alındı. Ahşap ağırlıklı yapısıyla geçmişte dere kenarlarında kullanılan değirmenlerin görünümünü taşıyor.
En önemlisi ise hâlâ aktif olması.
Suyun harekete geçirdiği sistem bugün de çalışıyor ve değirmen kullanılmaya devam ediyor.
İsmail Dayı’nın Değirmeni, bir tarihi eserden çok, Salıpazarı’nda geçmişten gelen değirmencilik kültürünün günümüzde de yaşatılabileceğinin örneğini oluşturuyor.
TAHNAL’DA 160 YILLIK DEĞİRMEN ZAMANA DİRENİYOR
Tahnal Mahallesi’ndeki su değirmeninin hikâyesi ise çok daha eskiye dayanıyor.
Yaklaşık 160 yıllık olduğu belirtilen değirmen, geçen zamana rağmen ayakta.
Üstelik sadece ayakta değil, hâlâ çalışıyor.
Yıllarca akan suyun gücüyle dönen değirmen taşı bugün de mısır ve tahıl öğütmek için kullanılabilecek durumda.
Tahnal’daki yapıyı ilginç kılan ayrıntılardan biri de sistemin yalnızca su gücüne bağımlı olmaması. Mekanizmanın gerektiğinde insan gücüyle, elle de hareket ettirilebildiği belirtiliyor.
Ahşabın, taşın ve insan emeğinin birleştiği değirmen, modern makinelerin olmadığı dönemlerde kırsal yaşamın ne kadar pratik çözümler ürettiğini bugün de gösteriyor.
Yaklaşık bir buçuk asır sonra hâlâ çalışabilmesi ise başlı başına dikkat çekici.
KIZILOT’TA ORMANIN İÇİNDE SAKLI DEĞİRMEN
Salıpazarı’nın Kızılot Mahallesi’ndeki değirmene ulaşmak diğerlerine göre biraz daha zahmetli.
Yol kenarındaki Kızılot otobüs durağından aşağı doğru uzanan patika takip edildiğinde yaklaşık 250-300 metre sonra ormanın içerisinde değirmen ortaya çıkıyor.
Resmî olmayan yerel bilgilere göre yapının 1930’lu yıllarda inşa edildiği tahmin ediliyor.
Kesin yapım tarihine ilişkin elde doğrulanmış bir kayıt bulunmasa da değirmenin uzun yıllardır bölgedeki kırsal üretimin bir parçası olduğu anlatılıyor.
Üstelik değirmen bugün de çalışıyor.
Kızılot sakinleri tarafından mısır, buğday ve benzeri ürünlerin öğütülmesinde kullanılmaya devam edilen yapı, ilçede işlevini koruyan geleneksel değirmenlerden biri.
Ormanın içerisinde, akan suyun hemen yanı başında çalışan değirmen, ziyaretçisini birkaç dakika içinde geçmişin köy hayatına götürüyor.
TACALAN IRMAĞI’NDA TARİH İLE BETON ARASINDA KALAN DEĞİRMEN
Tacalan Irmağı üzerindeki değirmenin geçmişinin yörede anlatılanlara göre en az 80-100 yıl öncesine dayandığı ifade ediliyor.
Ancak buraya gelenleri tamamen eski haliyle korunmuş ahşap bir yapı karşılamıyor.
Değirmen 2006 yılında restore edilmiş.
Restorasyon sırasında bölgedeki geleneksel değirmen mimarisinin temel malzemelerinden olan ahşabın yerini önemli ölçüde daha dayanıklı olduğu düşünülen betonarme yapı almış.
Değirmen böylece fiziksel olarak korunmuş olsa da eski kırsal mimarisinin önemli bir bölümünü kaybetmiş durumda.
Bu durum Salıpazarı’nın diğer eski değirmenleri açısından da önemli bir soruyu beraberinde getiriyor:
Bir tarihi yapı yalnızca ayakta tutularak mı korunur, yoksa onu değerli kılan özgün mimarinin de yaşatılması mı gerekir?
Tacalan’daki değirmenin çevresinde dolaşıldığında dikkat çeken başka bir yapı daha görülüyor.
Suyu biriktirerek değirmene yönlendirmek amacıyla köylüler tarafından yapıldığı anlaşılan betonarme set, küçük bir baraj duvarını andırıyor.
Bu görüntü aslında değirmenin yıllar içerisinde nasıl değişen şartlara uyarlandığının da göstergesi.
Değirmen yaşamaya devam etmiş, fakat görüntüsü değişmiş.
DÜZKÖY’DE DERE GİTMİŞ, DEĞİRMEN KALMIŞ
Düzköy’e bağlı Aşağı Mahalle’deki değirmenin hikâyesi ise ilçedeki en çarpıcı örneklerden biri.
Gölcük Deresi üzerine kurulan değirmenin köylüler tarafından 150-200 yıllık olduğu anlatılıyor.
Kesin yapım tarihini ortaya koyan bir kayıt bulunmasa da yöre sakinlerinin aktardığı bilgiler yapının çok eski olduğunu gösteriyor.
Değirmenin ayakta kalmasını sağlayan en önemli unsurlardan biri taş mimarisi.
Ancak yıllar içerisinde yalnızca değirmen değil, çevresindeki doğa da değişmiş.
Gölcük Deresi’nin yatağı küçülmüş ve su değirmenden uzaklaşmış.
Bir zamanlar değirmen taşını döndüren dere bugün eski güzergâhından yeterince akmayınca yapı da işlevini kaybetmiş.
Değirmen artık aktif değil.
Taş duvarları hâlâ ayakta olsa da yapı kaderine terk edilmiş görüntüsü veriyor.
Bir zamanlar köylülerin çuvallarla mısır ve buğday getirdiği yerde bugün sessizlik hâkim.
Düzköy’deki değirmen belki de Salıpazarı’ndaki su değirmenlerinin geleceğini anlatan en güçlü örneklerden biri.
Su çekildiğinde değirmen duruyor.
İnsan ilgisini çektiğinde ise tarih yavaş yavaş kayboluyor.
BİR DEĞİRMENDEN DAHA FAZLASI
Salıpazarı’ndaki bu yapıları sadece tahıl öğüten eski makineler olarak görmek eksik olur.
Su değirmenleri bir dönem kırsal ekonominin temel parçalarından biriydi.
Tarladan kaldırılan mısır ve buğday çuvallara doldurulur, değirmene taşınır ve suyun gücüyle dönen taşların arasında öğütülürdü.
Elektriğe ihtiyaç yoktu.
Yakıt kullanılmıyordu.
Enerjiyi dere sağlıyordu.
Değirmen aynı zamanda insanların karşılaştığı, sohbet ettiği, haber aldığı bir buluşma noktasıydı.
Bu yönüyle köy hayatının yalnızca üretim değil, sosyal yaşam merkezlerinden biri haline gelmişti.
KİMİ ÇALIŞIYOR, KİMİ SESSİZCE YOK OLUYOR
Bugün Kırgıl’daki İsmail Dayı’nın Değirmeni geleneksel mimarinin yeni bir örneği olarak çalışırken, Tahnal’daki yaklaşık 160 yıllık değirmen geçmişten bugüne uzanan canlı bir miras olarak faaliyetini sürdürüyor.
Kızılot’taki değirmen köylülerin tahılını öğütmeye devam ediyor.
Tacalan’daki yapı restore edilerek korunmaya çalışılmış olsa da özgün mimarisinin bir bölümünü kaybetmiş durumda.
Düzköy’de ise dere yatağının değişmesiyle birlikte değirmen susmuş.
Aslında beş değirmen, Salıpazarı’nın kırsal mirasının karşı karşıya olduğu beş farklı durumu anlatıyor:
Yaşatmak.
Kullanmak.
Dönüştürmek.
Terk etmek.
Ve korumak.
SALIPAZARI’NIN DEĞİRMENLERİ KAYIT ALTINA ALINMALI
İlçenin dereleri boyunca başka değirmen kalıntılarının da bulunması kuvvetle muhtemel.
Ancak bu yapıların önemli bölümünün yapım tarihleri, mimari özellikleri, geçmişte kimler tarafından işletildiği ve bugünkü durumları konusunda ayrıntılı kayıt bulunmuyor.
Bu nedenle Salıpazarı genelinde kapsamlı bir “Geleneksel Su Değirmenleri Envanteri” oluşturulması büyük önem taşıyor.
Mahalle mahalle yapılacak saha çalışmasıyla ayakta kalan değirmenler belirlenebilir, koordinatları çıkarılabilir, yaşlı köy sakinlerinin anlatıları kayıt altına alınabilir ve özgün mimarisi devam eden yapılar fotoğraf ve video ile belgelenebilir.
Çünkü bugün anlatılabilen hikâyelerin bir bölümü, birkaç kuşak sonra anlatacak kimse kalmadığında tamamen kaybolabilir.
Salıpazarı’nın dereleri hâlâ akıyor.
Bazı değirmen taşları hâlâ dönüyor.
Bazıları ise çoktan sustu.
Ama o taşların çevresinde oluşan yaşam kültürü, ilçenin kırsal hafızasında hâlâ yerini koruyor.
Şimdi mesele, kalanları yalnızca seyretmek değil; kaybolmadan kayıt altına almak ve gelecek kuşaklara bırakmak.





