

Türkiye’de artık siyaset sadece hizmet yarışı olmaktan çıktı. Koltuk hesabı yapanların, fırsat kollayanların, günü kurtarmaya çalışanların arenasına dönüştü.
Milletvekili seçiliyor…
Belediye başkanı seçiliyor…
Meclis üyesi seçiliyor…
Sonra ne oluyor?
Milletin oyunu aldığı partiyi bırakıp başka partiye geçiyor.
Bu düpedüz siyasi dolandırıcılıktır.
Çünkü o kişi o koltuğa kendi şahsi gücüyle oturmuyor. Arkasında bir parti var. Bir dava var. Bir siyasi kimlik var. İnsanlar sandıkta sadece kişiye değil, temsil ettiği görüşe, logoya, kadroya ve siyasi çizgiye oy veriyor.
Seçildikten sonra “Ben fikrimi değiştirdim” deyip başka partiye geçmek; milyonlarca seçmenin iradesini çöpe atmaktır.
Bu etik değildir.
Bu ahlaki değildir.
Bu vicdani değildir.
Daha açık söyleyelim:
Bu, halkın verdiği emanete ihanet etmektir.
Bugün vatandaşın siyasete güvenmemesinin temel sebeplerinden biri de budur. Çünkü insanlar artık şunu düşünüyor:
“Ben oy veriyorum ama seçilen kişi ertesi gün başka safa geçiyor.”
O zaman seçmenin iradesinin ne anlamı kaldı?
Eğer bir siyasetçi partisinden ayrılıyorsa, elbette ayrılabilir. Kimseyi zorla bir partide tutamazsınız. Ama o koltuk da o anda düşmelidir.
Milletvekilliği düşmeli.
Belediye başkanlığı düşmeli.
Meclis üyeliği düşmeli.
Çünkü o makamın sahibi şahıs değil, millettir.
Milletin verdiği yetkiyi kişisel siyasi pazarlıkların malzemesi yapmak demokrasi değil, fırsatçılıktır.
Siyaset omurga işidir.
Rüzgâra göre yön değiştirme sanatı değildir.
Bugün hangi parti olursa olsun fark etmez…
AK Parti, CHP, MHP, İYİ Parti, BBP, DEM Parti ya da başka bir yapı…
İlke aynı olmalı.
Seçmenden hangi bayrak altında oy aldıysan, o bayrağın altında kalacaksın.
Kalamıyorsan da o makamı bırakacaksın.
Asıl namus budur.
Asıl demokrasi budur.
Asıl siyasi ahlak budur.
Millet artık transfer siyasetinden bıktı.
İlkesiz geçişlerden bıktı.
Koltuk uğruna değişen duruşlardan bıktı.
Siyasetçinin ilk sadakati koltuğa değil, millete olmalıdır.
























Yorum Yazın