

Yerel yönetimlerde görev yapan seçilmişlerin her paylaşımı, sadece kişisel görüş olarak değerlendirilemez. Çünkü artık sıradan bir vatandaş değil, halkın oyuyla seçilmiş bir kamu görevlisidirler. Bu nedenle kullandıkları dil, yaptıkları açıklamalar ve topluma verdikleri mesajlar özel bir sorumluluk taşır.
Son günlerde bir belediye meclis üyesinin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım, tam da bu sorumluluğun neden önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.
Paylaşımda; farklı yaşam tarzlarına sahip insanlar, sanatçılar, kadın hakları savunucuları, siyasi görüşleri farklı olan vatandaşlar ve toplumun çeşitli kesimleri ağır ithamlarla hedef gösterilmiş; milyonlarca insan tek bir siyasi kimliğin içine sıkıştırılarak aşağılayıcı ifadeler kullanılmıştır.
Demokratik toplumlarda siyasi eleştiri haktır.
Ancak hakaret etmek, insanları aşağılamak, toplumun belli kesimlerini hedef göstermek ve nefret dili üretmek başka bir şeydir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 10. maddesi eşitlik ilkesini güvence altına alır. Her vatandaş; siyasi görüşü, yaşam tarzı, inancı veya düşüncesi nedeniyle ayrımcılığa uğramadan yaşama hakkına sahiptir.
Anayasa'nın 26. maddesi ifade özgürlüğünü korur. Ancak aynı madde, bu özgürlüğün başkalarının hak ve itibarlarını zedeleyecek şekilde kullanılamayacağını da açıkça belirtir.
Elbette bir paylaşımın suç oluşturup oluşturmadığına karar verecek makam mahkemelerdir.
Ancak hukuk önüne gitmeden önce de vicdanın önüne çıkmak gerekir.
Bir belediye meclis üyesi, temsil ettiği toplumun yalnızca kendisi gibi düşünenlerinden oluştuğunu varsayamaz.
Çünkü oy verenler arasında sanatçılar da vardır.
Kadın haklarını savunanlar da vardır.
Farklı siyasi görüşe sahip vatandaşlar da vardır.
Muhafazakârlar da vardır, sosyal demokratlar da.
İktidar partisine oy veren de vardır, vermeyen de.
Meclis üyeliği görevi, toplumun bir kısmını ötekileştirme makamı değil; herkesi temsil etme sorumluluğudur.
Daha da dikkat çekici olan ise bu ifadelerin bir kadın siyasetçi tarafından paylaşılmış olmasıdır.
Çünkü paylaşımda kadınların özgürlük mücadelesini küçümseyen, onları hedef alan ve toplumsal cinsiyet tartışmalarını hakaret diliyle ele alan ifadeler bulunmaktadır.
Siyaset, farklı düşünen insanlarla birlikte yaşama sanatıdır.
Kendisi gibi düşünmeyen herkesi düşman ilan etmek ise siyaset değil, kutuplaşmanın körüklenmesidir.
Bugün Türkiye'nin ihtiyacı; daha fazla öfke, daha fazla ayrışma ve daha fazla nefret dili değildir.
Türkiye'nin ihtiyacı; hukuka bağlılık, karşılıklı saygı ve demokratik olgunluktur.
Siyasi kimliği ne olursa olsun, makam sahibi herkes şunu unutmamalıdır:
Bir paylaşım sadece kişiyi değil, temsil ettiği kurumu da yansıtır.
Seçilmişlerin görevi toplumu bölmek değil, bir arada tutmaktır.
Çünkü demokrasi; kendimize benzeyenleri değil, bize benzemeyenleri de vatandaş olarak görebildiğimiz ölçüde güçlüdür.
Bir kadın siyasetçinin kaleminden çıkan bu ifadeleri, bir erkek olarak okumaya ben utandım. Çünkü mesele siyasi görüş değil; mesele insan onuru, temsil sorumluluğu ve toplumun yarısını hedef alan bu çirkin dildir.”






















Yorum Yazın