

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 600 milletvekili var. Bunların 122'si avukat. Yani Meclis'in yaklaşık yüzde 20'si aynı meslek grubundan geliyor.
Elbette avukat olmak bir kusur değil. Tam tersine, hukuk bilgisi yasama faaliyetlerinde önemli bir avantajdır. Sorun, tek bir meslek grubunun bu kadar baskın hale gelmesidir.
Bir ülkenin yasalarını sadece hukukçuların bakış açısıyla yazamazsınız.
Çiftçinin toprağını gerçekten anlayan kaç kişi var?
Fabrikada vardiyaya giren işçinin yükünü yaşamış kaç milletvekili var?
Sanayide üretimin içinde bulunmuş, esnafın vergi yükünü omuzlamış, teknisyenin, ustanın, kamyon şoförünün, sağlık çalışanının, yazılımcının, mühendisin, emeklinin günlük mücadelesini birebir yaşamış kaç kişi var?
Meclis, toplumun tamamını temsil etmek için vardır. Temsil, sadece siyasi görüşle olmaz; hayat tecrübesiyle de olur.
Bugün çıkarılan her kanun milyonlarca insanın hayatına dokunuyor. Ancak o kanunları hazırlayanların önemli bir kısmı benzer eğitimlerden geçmiş, benzer kariyer yollarını izlemiş kişilerden oluşuyor. Bu durum, farklı mesleklerin ve yaşam deneyimlerinin karar alma süreçlerinde yeterince yer bulamaması riskini doğuruyor.
Türkiye'nin ihtiyacı sadece daha fazla hukukçu değildir.
Türkiye'nin ihtiyacı; tarlayı bilen çiftçi, üretimi bilen sanayici, sınıfı bilen öğretmen, hastaneyi bilen sağlıkçı, atölyeyi bilen usta, teknolojiyi bilen mühendis, girişimci, yazılımcı ve hayatın içinden gelen insanların da güçlü şekilde temsil edildiği bir Meclistir.
Çünkü iyi yasa sadece hukuk tekniğiyle yazılmaz.
İyi yasa, hayatı bilen insanların ortak aklıyla yazılır.
Milletvekilliği bir mesleğin doğal uzantısı olmamalıdır. O makam, toplumun bütün renklerini taşımalıdır.
TBMM, belli meslek gruplarının ağırlık merkezi olmaktan çıkıp gerçekten Türkiye'nin aynası haline geldiğinde, çıkarılan kanunlar da toplumun her kesiminde daha güçlü karşılık bulacaktır.























Yorum Yazın