© © 2010–2025 HABERSAL® — Tüm Hakları Saklıdır. Yerel Gücün, Doğru Haber Kaynağı.

Yerel Yönetimler Bakanlığı Şart

Yerel Yönetimler Bakanlığı Şart

Türkiye’de belediyeler artık sadece çöp toplayan, yol yapan, su getiren kurumlar değil.

Ulaşımdan sosyal yardıma, kentsel dönüşümden afet hazırlığına, çevreden turizme, tarımdan spora, kültürden dijital hizmetlere kadar vatandaşın günlük hayatına doğrudan dokunan onlarca alan belediyelerin sorumluluğunda.

Ama iş belediyelerin Ankara’daki muhatabına gelince tablo o kadar net değil.

Bir konu için bir bakanlık, başka bir konu için başka bir bakanlık…

İmar başka yerde.

Denetimin bir bölümü başka yerde.

Personel başka bir mevzuatın içinde.

Mali kaynak başka kapıda.

Afet başka kurumda.

Ulaşım başka yerde.

Çevre başka yerde.

Yerel yönetimlerin çözmesi gereken meseleler tek tek büyürken, merkezi yönetimde belediyeleri bütün olarak ele alan müstakil bir bakanlığın bulunmaması artık ciddi şekilde tartışılmalıdır.

Bence tartışmanın da ötesine geçilmelidir.

Türkiye’nin Yerel Yönetimler Bakanlığı’na ihtiyacı vardır.

Belediye başkanının görevi ilçesinde olmak, vatandaşın sorununu çözmek, yatırım üretmek ve şehrini geleceğe hazırlamak olmalı.

Bugün özellikle küçük ve orta ölçekli belediyelerin en büyük problemlerinden biri kaynak kadar bürokrasidir.

Bir proje hazırlıyorsunuz.

Bir bakanlığa gidiyorsunuz.

Başka bir izin gerekiyor, başka kuruma yönlendiriliyorsunuz.

Finansman için başka kapı.

Teknik destek için başka kapı.

Onay için başka kapı.

Sonra dosya aylarca kurumlar arasında dolaşıyor.

Bu sistem güçlü belediyeyi bile yoruyor.

Küçük belediyeyi ise adeta kilitliyor.

Oysa Yerel Yönetimler Bakanlığı kurulmuş olsa belediyelerin merkezi yönetimde doğrudan bir muhatabı olur.

Belediye başkanı şunu bilmeli:

“Benim belediyemin yatırım, personel, mevzuat, finansman ve kurumsal kapasite konusunda Ankara’daki ana muhatabı burası.”

Bu kadar basit.

30 BİN NÜFUSLU İLÇEYLE 5 MİLYONLUK ŞEHİR AYNI DEĞİL

Türkiye’nin başka bir sorunu da belediyeleri çoğu zaman aynı kalıplarla yönetmeye çalışmasıdır.

Oysa İstanbul ile küçük bir Anadolu ilçesinin ihtiyacı aynı olabilir mi?

Turizm ilçesiyle tarım ilçesi aynı olabilir mi?

Karadeniz’in dağlık bir ilçesiyle İç Anadolu’daki düz bir yerleşimin altyapı maliyeti aynı olabilir mi?

Olamaz.

Bir ilçede 10 kilometrelik yol yapmak sıradan bir işken başka bir ilçede aynı yol için dağ kesmeniz, menfez yapmanız, heyelanla mücadele etmeniz gerekebilir.

Ama merkezi kaynak dağıtımında bu farklılıkların her zaman yeterince karşılık bulduğunu söylemek zor.

Yerel Yönetimler Bakanlığı kurulursa belediyeler yalnızca nüfusa göre değil;

coğrafyasına,

yüzölçümüne,

yol ağına,

kırsal nüfusuna,

turizm yüküne,

mevsimsel nüfusuna,

afet riskine,

sosyoekonomik durumuna

göre değerlendirilebilir.

İşte gerçek yerel yönetim reformu budur.

PARA DAĞITAN DEĞİL, SİSTEM KURAN BAKANLIK

Burada yanlış anlaşılmasın.

Yeni bir bakanlık kurulsun, yeni makamlar açılsın, bürokrasi biraz daha büyüsün demiyorum.

Tam tersini söylüyorum.

Dağınık yapıyı tek çatı altında toplayın.

Yerel Yönetimler Bakanlığı belediyelere para dağıtan siyasi bir kapı olmamalı.

Türkiye'nin yerel yönetim sistemini kuran, standartlarını belirleyen, belediyelerin kapasitesini yükselten bir kurum olmalı.

Örneğin Türkiye’de bütün belediyelerin dijital altyapısı neden ortak standartlara sahip olmasın?

Bir belediyenin geliştirdiği başarılı yazılımı 100 başka belediye neden yeniden satın alsın?

Ortak satın alma sistemleri neden kurulmasın?

Küçük belediyeler için ortak mühendislik ve proje havuzu neden oluşturulmasın?

Belediyelerin Avrupa Birliği ve uluslararası fonlara ulaşması için merkezi proje ofisleri neden kurulmasın?

Belediyelerin borçları, yatırımları, araç filoları, personel yapıları ve performansları neden vatandaşın görebileceği ortak bir sistemden yayımlanmasın?

Bunları yapabilirsek yalnızca belediyeleri değil, kamu kaynaklarını da rahatlatırız.

BELEDİYECİLİĞİN EN BÜYÜK SORUNLARINDAN BİRİ PERSONEL

Bir başka mesele liyakat.

Türkiye’de belediyeler arasında inanılmaz bir kurumsal kapasite farkı bulunuyor.

Bir belediyenin proje ofisinde onlarca uzman çalışırken başka bir belediye doğru düzgün ihale dosyası hazırlayacak teknik personel bulamayabiliyor.

Sonuç ne oluyor?

Parası olan belediye proje üretiyor.

Kadrosu güçlü olan belediye fon buluyor.

Küçük belediye ise devlet desteği bekliyor.

Bu döngünün kırılması gerekiyor.

Yerel Yönetimler Bakanlığı bünyesinde bölgesel teknik destek merkezleri kurulabilir.

Mühendis…

Mimar…

Şehir plancısı…

Hukukçu…

Mali müşavir…

Proje uzmanı…

İhtiyaç duyan belediyeye teknik destek sağlayabilir.

Özellikle nüfusu düşük belediyelerin milyonlarca liralık uzman kadroları ayrı ayrı oluşturması yerine ortak uzman havuzlarından yararlanması sağlanabilir.

Bu hem tasarruftur hem verimliliktir.

AFETLER BİZE BAŞKA BİR GERÇEĞİ DE GÖSTERDİ

Deprem oluyor belediye sahada.

Sel oluyor belediye sahada.

Heyelan oluyor belediye sahada.

Yangın oluyor belediye sahada.

Kar yağıyor belediye sahada.

Vatandaş ilk olarak kimi arıyor?

Belediyeyi.

O halde afetlere hazırlık konusunda belediyelerin kapasitesini tesadüflere bırakamayız.

Her belediyenin belirli nüfus ve risk kriterlerine göre zorunlu afet ekipmanı, personeli, araç parkı ve kriz planı bulunmalı.

Bunların standardını belirleyecek ve uygulamasını takip edecek güçlü bir merkezi yapı gerekiyor.

AMA ÇOK ÖNEMLİ BİR ŞART VAR

Yerel Yönetimler Bakanlığı kurulacaksa belediyelerin üzerinde siyasi baskı kuran bir mekanizmaya dönüşmemeli.

Hangi partiden olursa olsun bütün belediyelere eşit mesafede durmalı.

İktidar belediyesi, muhalefet belediyesi ayrımı yapmamalı.

Kaynak dağıtımı objektif kriterlere bağlanmalı.

Hangi belediyeye neden ne kadar para aktarıldığı vatandaş tarafından görülebilmeli.

Başarılı belediye ödüllendirilmeli.

Kaynağı kötü kullananın hesabı sorulmalı.

Ama bu hesap siyasi değil, hukuki ve mali kriterlerle sorulmalı.

Çünkü yerel yönetimlerin güçlenmesi merkezi yönetimin zayıflaması değildir.

Tam tersine…

Güçlü belediye güçlü devlet demektir.

ARTIK BELEDİYECİLİĞİ YENİDEN DÜŞÜNME ZAMANI

Türkiye’nin şehirleri büyüdü.

İlçelerin ihtiyaçları değişti.

Vatandaşın belediyeden beklentisi arttı.

Teknoloji değişti.

Afet riskleri arttı.

Altyapı maliyetleri yükseldi.

Sosyal belediyeciliğin kapsamı genişledi.

Fakat sistem aynı hızla değişmedi.

Sorun tam olarak burada.

Türkiye’de yerel yönetimleri yalnızca mevzuat ve denetim başlığı altında görmek artık yeterli değil.

Yerel yönetimleri ülkenin kalkınmasının ayrı bir ayağı olarak görmek gerekiyor.

Bunun için de güçlü, tarafsız, teknik kapasitesi yüksek ve belediyelerin doğrudan muhatabı olacak bir yapıya ihtiyaç var.

Adı ister Yerel Yönetimler Bakanlığı olsun ister başka bir şey.

Ama artık belediyelerin Ankara’da kapı kapı dolaştığı sistem değişmeli.

Kaynak dağıtımının objektifleştiği,

küçük belediyelerin teknik olarak desteklendiği,

projelerin hızlandığı,

dijital altyapının ortaklaştığı,

denetimin şeffaflaştığı,

başarının ölçüldüğü

yeni bir yerel yönetim modeli kurulmalı.

Çünkü vatandaş Ankara’daki yetki karmaşasına bakmıyor.

Vatandaş kapısının önündeki yola bakıyor.

Musluğundan akan suya bakıyor.

Çöpünün alınıp alınmadığına bakıyor.

Yağmur yağdığında evini su basıp basmadığına bakıyor.

Ve bütün bunların hesabını belediyeden soruyor.

O halde belediyelerin de hesabını sorabileceği, derdini anlatabileceği ve işini çözebileceği güçlü bir merkezi muhatabı olmalı.

Türkiye için Yerel Yönetimler Bakanlığı artık lüks değil, ihtiyaçtır.

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER