© © 2010–2026 HABERSAL® — Tüm Hakları Saklıdır. Yerel Gücün, Doğru Haber Kaynağı.

TMO 250 diyor, Piyasa 160’a Çöküyor!

Bir tarafta TMO’nun 250 TL’lik alım fiyatı, diğer tarafta üreticinin kapısına dayanan 160 TL’lik tüccar fiyatı…

Aradaki fark 90 lira!

Şimdi herkes elini vicdanına koysun ve şu soruya cevap versin:

Bu üretici fındık mı yetiştiriyor, yoksa birileri kazansın diye bütün yıl bedava mı çalışıyor?

Bahçeye gübreyi üretici atıyor.
İlacı üretici alıyor.
Budamasını üretici yapıyor.
İşçisini üretici tutuyor.
Yağmurla, sıcakla, hastalıkla üretici mücadele ediyor.
Bir yıl boyunca bütün riski üretici taşıyor.

Ama sıra ürünü satmaya gelince ne hikmetse en az kazanan yine üretici oluyor.

Bu düzenin adı ticaret değildir.

Bu, üreticinin çaresizliğinden para kazanma düzenidir.

250 LİRALIK FINDIK 160 LİRAYA NASIL DÜŞÜYOR?

TMO 250 TL seviyesinde fiyat açıklamışsa, piyasada 160 TL’nin konuşulması normal kabul edilemez.

Arada birkaç liralık değil, yüzde 36’ya varan bir uçurum var.

Kimse üreticiye çıkıp da;

“Serbest piyasa kardeşim.”

demesin.

Serbest piyasa demek, güçlü olanın zayıf olanı ezmesi demek değildir.

Üreticinin borcu varsa, işçi parasını ödeyecekse, kredi taksiti geldiyse, çocuğunun okul masrafı varsa ve fındığını hemen satmak zorundaysa; onun önüne 160 lirayı koyup sonra da buna “piyasa şartları” demek kolaycılıktır.

Bu şartlarda pazarlık gücü olmayan üretici özgür değildir.

Mecbur bırakılmıştır.

ÜRETİCİYE “BEKLE” DEMEK DE KOLAY

“Fındığını satma, beklet.”

Güzel.

Peki üreticinin borcunu kim bekletecek?

Banka bekleyecek mi?

Tarım kredi borcu bekleyecek mi?

Gübreci bekleyecek mi?

İşçi parasını üç ay sonra mı alacak?

Üreticiye “bekle” demek için önce üreticinin bekleyebilecek ekonomik gücünü oluşturacaksınız.

Depolama imkânı vereceksiniz.

Finansman sağlayacaksınız.

TMO’nun alım kapasitesini ve randevu sistemini üreticiyi tüccara mecbur bırakmayacak hale getireceksiniz.

Sonra diyeceksiniz ki:

“Malına sahip çık.”

Aksi halde üreticiye nasihat vermek, yangının ortasındaki adama “biraz sabret” demekten başka bir şey değildir.

FINDIKTA HER YIL AYNI FİLM

Fındık daha daldayken fiyat tartışması başlıyor.

Rekolte açıklamaları havada uçuşuyor.

İhracatçı başka konuşuyor.

Tüccar başka konuşuyor.

Üretici başka hesap yapıyor.

Sezon geliyor, ürün pazara iniyor ve bir anda fiyat aşağı çekiliyor.

Sonra üretici panikliyor.

Borcu olan satıyor.

Paraya sıkışan satıyor.

Satış çoğalınca fiyat biraz daha baskılanıyor.

Kazanan belli.

Kaybeden de belli.

Toprağın sahibi kaybediyor, fındığın gerçek sahibi kaybediyor, alın terinin sahibi kaybediyor.

Böyle tarım politikası olmaz.

FINDIK ÜRETİCİSİ SADAKA İSTEMİYOR

Üreticinin istediği çok basit:

Emeğinin karşılığı.

Kimse üreticiye lütufta bulunmuyor.

Fındık Türkiye’nin en önemli tarımsal ihracat ürünlerinden biri.

Dünyaya fındık satan bir ülkenin üreticisi, kendi ürününün fiyatı karşısında bu kadar savunmasız bırakılamaz.

Fındığın kilosundan herkes para kazanacak;

ihracatçı kazanacak,

sanayici kazanacak,

aracı kazanacak,

tüccar kazanacak,

çikolata devi kazanacak,

ama üretici hesabın sonunda eline kalan parayla gelecek yıl bahçeye nasıl gireceğini düşünecek.

Yok öyle yağma!

Bu zincirin ilk halkası üreticidir.

Üretici olmazsa tüccarın da, ihracatçının da, fabrikanın da satacak bir şeyi olmaz.

TMO FİYAT AÇIKLAMAKLA YETİNEMEZ

Devletin görevi sadece rakam açıklayıp kenara çekilmek değildir.

Açıklanan fiyatın sahada karşılığı olmalıdır.

Üretici;

“Randevu bulabilecek miyim?”

“Kota çıkacak mı?”

Randımanda ne olacak?”

“Param ne zaman yatacak?”

diye düşünüyorsa sistem eksik çalışıyor demektir.

TMO gerçekten piyasanın düzenleyicisi olacaksa üreticinin önünde ulaşılabilir, hızlı ve güçlü bir alıcı olarak durmalıdır.

Üretici TMO kapısında yorulup sonunda tüccarın kapısına gitmek zorunda kalıyorsa açıklanan yüksek fiyatın kağıt üzerindeki anlamı üreticinin cebine yansımaz.

Mesele tabelaya 250 yazmak değil.

Üreticinin fındığını gerçekten o değerden satabilmesini sağlamaktır.

160 LİRA DAYATMASINA ÜRETİCİ MAHKÛM EDİLMEMELİ

Fındık üreticisi çaresiz değildir.

Ama yalnız bırakılırsa çaresiz hale gelir.

Kooperatifler güçlendirilmeli.

Üretici birlikleri gerçek anlamda piyasaya girmeli.

Lisanslı depoculuk yaygınlaştırılmalı.

Ürünü emanete bırakma düzeni sorgulanmalı.

TMO alımları hızlandırılmalı.

Fiyat hareketleri yakından takip edilmeli.

Üreticiyi manipüle eden, panik havası oluşturan her girişimin üzerine gidilmelidir.

Çünkü burada konuştuğumuz şey sadece fındık fiyatı değil.

Binlerce ailenin bir yıllık ekmeğidir.

Bugün üreticiye 160 lirayı gösterip;

“Satarsan sat, satmazsan götür TMO’ya.”

demek kolay.

Ama unutulmamalı:

O bahçeler masa başında yetişmiyor.

O fındık klimalı ofislerde toplanmıyor.

Üretici yıl boyunca ter döküyor, borçlanıyor, risk alıyor.

Sonra hasat zamanı geliyor ve birileri onun bütün emeğini birkaç dakikalık pazarlıkla değersizleştirmeye çalışıyor.

Buna artık “piyasa” deyip geçilemez.

Üreticinin alın teri ucuz değildir.

Üreticinin çaresizliği ticari fırsat değildir.

Ve fındık üreticisi kimsenin kazanç kapısı olarak görülmemelidir.

250 TL denilen ürün gerçekten 160 TL’ye alınmaya çalışılıyorsa ortada ciddi bir piyasa sorunu vardır.

Yetkililer seyretmemeli.

Üretici örgütleri susmamalı.

Ziraat odaları sahaya inmeli.

TMO kapıları üreticiye sonuna kadar açılmalı.

Çünkü mesele yalnızca 90 lira fark değildir.

Mesele;

bir yıl çalışan üreticinin emeğine kimin hangi değeri biçtiğidir.

Ve artık üreticinin de yüksek sesle şunu söyleme zamanı gelmiştir:

“BENİM FINDIĞIM DA, ALIN TERİM DE UCUZ DEĞİL!”

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER